Bugün onu izledim biraz. Gitmekle kalmanın bütün anlamlarını düşündüm. Çok hata yapıyorum. Yanlış anlamayın ondan bahsetmiyorum. Onunla ne olduysa başından sonuna kadar ben haklıyım. Ama mesela insanlarla konuşurken bu ara, söylediklerimi hatırlamıyorum. Ya da ne yesem hep aynı geliyor. Kalemi elime alıyorum, beceremiyorum. Sonunda suçu hep ona atıyorum. Etkisi hala devam eden kanımdaki zehir gibi davranıyorum ona. Bunlar hep hata.
Baharda daha da güzel oluyormuş. Rüzgarla mesela hiç böyle yan yana görmemiştim onu. Adımlarını saydım resmen. Suratı ne kadar küçükmüş. Buradan ne kadar hafif bedeni ya da o çanta niye o kadar büyük. O kaykaycı çocuk çarparsa ona ebesini sikerim. Oraları evet, en çok oraları hala güzel. Sanki daha büyük, daha bi beyaz, daha bi sıcak.
Yanımda bir amca oturuyordu. Anlamıştı galiba neden orada olduğumu. Ben seni izliyordum o da beni. "Ne bakıyorsun dayı?" diye soracaktım, dönüp suratına baktım. Öyle bir tebessümü vardı ki; Önce 'Peşinden git.' der gibi anladım, sonra Nazan diye birinden bahsediyor sandım (Sigara yakmıştı o ara). Eli titredi, baca gibi üfledi dumanı. Sonradan bir kaç defa daha yanlış anladım dayıyı.
21 Haziran 2013 Cuma
9 Haziran 2013 Pazar
Ne zaman daralıp içime
çöksem çocukluğumla ilgili hatıralarım geliyor aklıma. Ve her
seferinde daha büyük travmaları atlattığımı görüyorum. Şu
an içinde bulunduğum durumun basitliği suratıma çarpıyor. Dünya
saniyelik bir yer. Bunu dini anlamda söylemiyorum. Her an her şeyin
olabilme ihtimaline dayanıyorum. Çok basit yani. Elini cebine atıp
yürüdüğünde, bu bir tavırdır. Cebinin içindekiler senin
seçtiklerin. Senden ses alamadıkları zamanlarda seni tanımak için
ilk oraya bakacaklar. Kim olduğunu, hayatın neresinde olduğunu
merak ediyorsan biraz ceplerini karıştır. Eller ve ceplerindekiler, gözlerin kapalıyken rehberin olur.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)