21 Haziran 2013 Cuma

Omuzlarını Düşerken Gördüm

       Bugün onu izledim biraz. Gitmekle kalmanın bütün anlamlarını düşündüm. Çok hata yapıyorum. Yanlış anlamayın ondan bahsetmiyorum. Onunla ne olduysa başından sonuna kadar ben haklıyım. Ama mesela insanlarla konuşurken bu ara, söylediklerimi hatırlamıyorum. Ya da ne yesem hep aynı geliyor. Kalemi elime alıyorum, beceremiyorum. Sonunda suçu hep ona atıyorum. Etkisi hala devam eden kanımdaki zehir gibi davranıyorum ona. Bunlar hep hata.
       Baharda daha da güzel oluyormuş. Rüzgarla mesela hiç böyle yan yana görmemiştim onu. Adımlarını saydım resmen. Suratı ne kadar küçükmüş. Buradan ne kadar hafif bedeni ya da o çanta niye o kadar büyük. O kaykaycı çocuk çarparsa ona ebesini sikerim. Oraları evet, en çok oraları hala güzel. Sanki daha büyük, daha bi beyaz, daha bi sıcak.
       Yanımda bir amca oturuyordu. Anlamıştı galiba neden orada olduğumu. Ben seni izliyordum o da beni. "Ne bakıyorsun dayı?" diye soracaktım, dönüp suratına baktım. Öyle bir tebessümü vardı ki; Önce 'Peşinden git.' der gibi anladım, sonra Nazan diye birinden bahsediyor sandım (Sigara yakmıştı o ara). Eli titredi, baca gibi üfledi dumanı. Sonradan bir kaç defa daha yanlış anladım dayıyı.

9 Haziran 2013 Pazar

     Ne zaman daralıp içime çöksem çocukluğumla ilgili hatıralarım geliyor aklıma. Ve her seferinde daha büyük travmaları atlattığımı görüyorum. Şu an içinde bulunduğum durumun basitliği suratıma çarpıyor. Dünya saniyelik bir yer. Bunu dini anlamda söylemiyorum. Her an her şeyin olabilme ihtimaline dayanıyorum. Çok basit yani. Elini cebine atıp yürüdüğünde, bu bir tavırdır. Cebinin içindekiler senin seçtiklerin. Senden ses alamadıkları zamanlarda seni tanımak için ilk oraya bakacaklar. Kim olduğunu, hayatın neresinde olduğunu merak ediyorsan biraz ceplerini karıştır. Eller ve ceplerindekiler, gözlerin kapalıyken rehberin olur.

29 Mayıs 2013 Çarşamba

      Cümleler güzel de sanki biraz yamuk gibi.- Pablo Picasso
     Köpürmüş tükürükler, akmak için yere uzanan salyalar, öksürürken elini kapatmayan adamlar/kadınlar, çiğnerken ağız şapırdatanlar, ağzı kokanlar, ağdasız vajinalar, selam verirken sadece el sıkışanlar, viskiyi fazla abartanlar, çilek sevenler... Ergenliğim, bekle ben geliyorum. - Ludwig Van Beethoven

17 Mayıs 2013 Cuma

Vapur İskeleye Yanaşmadan Önce

       Dünya'nın tepsi gibi göründüğü yerdeyim. Başka bakan gözleri arıyorum yaklaşık dört saattir. Onlar kendilerini arabalara, mekanlara, güneş gözlüklerinin arkasına saklasa da ben inadına arıyorum belki bir kaçı durumunun farkında değildir, hava o kadar güneşli değildir, belki sigarası bitmiştir, belki de sadece bana rastlama ihtimali için yürümeye karar vermiştir diye. Yani, yine bir rastlantıya bel bağlamış, öylece -bazen de utangaç- insan suratlarını kibarca çaya davet ediyordum. Ne olacaktı sanki, iki doğru kelime değil mi aramızdaki mesafenin ölçüsü. Eskiden tokmaksız kapılar arardım, şimdi başka bakan gözleri arıyorum.
       Siz ayakları bilirsiniz. Hatırlamaya çalışın yahu, daha dün eve doğru yürürken yüzlercesini gördünüz istemeden. Ama bakmak, bazen sadece kaçırmaktır. Görmekse, anın kelepçelerini çözemek. Peki, biraz daha anlatayım. Şu an göz kırptın mesela. Mesela, eğer hatırlarsan hayatın artık ikiye bölündü kırptığın anla. Bir önce bir sonra, iki önce bir sonra.
       Bombalanmış iki ortanca şehir düşünün. Hangisinin peyniri diğerinden daha güzeldir? Kahvesi? Kosova'nın neyi meşhur ya da Irak'ın yüz ölçümü kaç. Aşk her yerde aşksa ve her yerde yokluğun yerini bir şekilde tutabiliyorsa, bu kadar dangalaklığın içinde neden benim –evet kendimden bahsediyorum- baktığım lambaların altları boş, sokaklar dönemeç. Bakkallar çakal, sabunlar yeni, filmler kısa, uçaklar kağıt, bezelyeler mor, tüller mavi. Evet ben de “Yapmakla olup bitseydi bu iş, hemen yapardım, olup biterdi...” dedim.  

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Yazdıklarımla beni yargılarsan üzülürüm.
Aklımdan geçeni söylersem,
Adını değiştirirsem,
Sana çiçek yerine bira getirirsem
Özellikle geceleri gelirsem
Anla ki ben iyiyim.

Okuduğum kitapları sayarsan da üzülürüm.
Ne olmuş yani dar koridorlarda seni sıkıştırmışsam
Ne olmuş koklarken korkmadıysam.
Ne varsa dokunmadığın, onlar hep güzel kalacak
Her gün -herhalde- alelade bir sabah olacak.

En çokta ettiğim küfürleri üzerine alınmazsan üzülürüm.
Biliyoruz biliyoruz,
Çok korkan az yalan söyler.
Ateşli hastalık küçük yaşta öldürür
Alüminyum folyo kanser eder
Maydanoz iyidir.
Masalar oturulmak için değildir
Kazandibi güzeldir.
Bal güç verir
Zencefil yakar, geçer şifa verir
Yoğurdun hıyarlısına cacık denir.
Kadınlar,
Ağlamak içindir
Fikirler unutmak
Eller tutulmak
Yıldızlar kaçmak
Şiirler gayet tabi, saçmalamak içindir.

3 Mayıs 2013 Cuma

I.

İkimiz aynıyız
Hep kumsallarında ayaklar izleri kalan kıyıları düşündüm
Ya da taze bir çiçeğin üstünde gezen böcekleri
Yoğurdu düşündüm mesela
Masadaki bıçağı, dolaptaki peyniri, çekirdeksiz üzümü, salamı, zeytinyağlı taze fasulyeyi
Herhalde en çokta 'Bugün çöpü attım mı?' diye düşündüm.

Kuşlar ötmese perdeyi de açmam
Bazen diyorum seni,
Senle beraber ne varsa alıp masaya dizmeli
Yürüyorum, toz kalkıyor
Bu güzel
Arada kendi kendime ritim tutuyorum
Çiçekler açsın istiyorum artık
Teyzeler gezsin sokaklarda,
Ben kendime kaçayım yine
Elime kağıdı alayım,
Altına altlığını koyayım
Sonra öyle dalayım dalların arasından sızan bir şeylere
O şeyler bazen bakınca yumuşak,
Dokununca sıcak.
Ben dediğim de, bir masa, iki sandalye
Çok değil, iki çatal, bir kaşık, biraz da...

II.

Her insan uyanır ya bazen
Öyle uyanmalara rastladım işte
Yerler bembeyaz bez kaplı
Toprağı gömmüşler birilerinin içine
Hep önüme yapraklar düşüyor
İstemiyorum.
Diyorum buralar oralar ise
İçinden geçmeli bir şeylerin
Çok rastlamalı, az tanımalı, yapışmalı sevdiğine kulak memesinden
Oturmalı
Evet evet oturmalı
Durup dururken bir sineği kemerle kovalamalı
Birisi de izlesin onu, ne olur
Ne olur bir el arabası içi boşken devrilse
Dilimi uyuşur kivi yiyen yılanın
Yılan kivi yer mi ki
Kivi yılanı severse yılan da kiviyi sever belki




15 Nisan 2013 Pazartesi

Bir Öğlen Vakti Karaköy'de

Nerede doğduğun önemli değil
Her insan kendi doğasını bulur.
İsyanların ispatıdır bu;
Kendin olmak.
Sistem sana sakin olmanı emreder.
Sakinlik...
Kimse huzuru vaat edemez.
Onu aramaman için korkutur
Onu büyütür
O büyüktür.
Ama sen daha büyüksün


Aşk yasal bir uyuşturucudur;
Kapitalizmin önerdiği, içinde ıvırın zıvırın bol bulunduğu,
En tehlikeli vakadır.
Ayıklar sarhoşları sevmez
Sarhoşlar ülke yönetemez.
Kim böyle düşünüyorsa bir daha düşünsün
Hayatını gözden geçirsin
Elbet haklı sebepler bulacaktır kendine
Herkes kendi terazisinde haklıdır.
Ayıklık bir tedavidir.
Sarhoşluk aptallığın çözümüdür.
Varoluşa yakınlıktır.
Kim sarhoşken akıllıysa
O, gerçek olandır.
Zayıf olduğunu sandığın yerde bile güçlüysen,
Gerçek güçlü sensin.


Aşıksanız umursamazsın.
Kim aç kalmış, kim tok?
Varoluş uzun süren bir şeydir.
Uyanırsın, uyursun.
Uyanırsın, tekrar uyursun.
Her gün yeniden başlarsın.
Umursamazsın, ama yaparsın.
Söyleyeceklerin varsa harekete geçersin.
Eğer bu dert ömründen önce biterse şanssızsın,
Çünkü hayat senin için uzun demektir.
Şarteli sen indirirsen o hayat senindir.
İntiharı meşrulaştıran şey işte budur!
Kimse üstüne alınmasın

19 Şubat 2013 Salı


Dünya bir çöplük olsa ben, herhalde mantar kapak olurdum.
Ya da tütün kesesi.
Dünya bir çöplük olsa martılar da çoğalır.
Her yer,
Martı olur.

Bazen oturduğum yerden uzun yürüyüşlere çıkıyorum. 
Önce tekele girip bir bira, iki sakız, biraz fıstık alıp 
                                                            parayı ödemeden çıkıyorum.
Çıkmadığım zamanlar da oluyor.
Mesela bazen bir Ahmet abi oluyor tezgahın arkasında,
Oturup kısa cümlelerle konuşuyoruz.
Eğer çıkıyorsam girdiğim yerden,
Hep bir kadın oluyor gözümün önünde.
Kadın olunca hava soğuyor,
Eller cebe giriyor,
Bira geğirtiyor arada,
Gece geliyor, taksiler çoğalıyor birden.

Yol, hep bir şeyler dinletiyor bana. Sonra "Lan!" diyorum.
Ben bir şeylerden rahatsız olunca hep "Lan" diyorum,
"Bu ağaç da yalnız bu kedi de.."
Burnumdan sertçe nefes verip kafamı biraz yana yatırıyorum,
Nefes almak bazen bize yetmiyor.