30 Ekim 2014 Perşembe
Üstüme kapanır şehir
Kör olmak için gözlerimi kapatırım
Bir diyar ki ne kadar kalabalık o kadar eksik
Dilin kulağıma değer irkilirim
Dilin duvarlara çarpar yola devam eder.
Oralara bir yerlere taze nane bıraktım
Çiçeğin özünü
Özensiz cümleleri
Dokunsan patlayacak hallerimi bıraktım
Her emanetçi bilir muhtaçlığı
Bu sebeptir ona şimdiyi düşündüren
Bir gece ansızın
Bir sabah ansızın
Zaman önemli değil
Benim derdim ansızın -aklına sızabilmek-
Teninin üstünde sanrılar yaratabilmek
Geçer gider miyim bilmiyorum
Bir başlayabilsek
Beni kandırıyorlar
Kızamam bir çocuğa kovasıyla ağzıma vurduğu için
Zaten en çok o ağlar yaptığına
Çoğu zaman
Bazen
Her zaman
-Şarapla aramda yeşil bir cam-
Nefes almak önemli şeymiş
Rüzgarın denizle olması ne önemli şeymiş
Düşünmeden yürüyen insan hep uçurumla karşılaşır
Soramıyorsan eğer uçuruma
Konuşamıyorsan iki çift laf
Nasıl severken eritiyorsak
Gidişat hep kötünün iyisi
Yani kötünün kötüsü
Yani
Dünün ve yarının kırıntısı
Düş önüme artık
Bak bir peçete uçuyor uzayda
Hangi engel teslim eder seni bana
Aradı mı sadece arar insan
Bulmak için teslim olmak gerek
Kahverengiye bulanmış bir gün yarat kendine
Başka renkler olmasın demiyorum
Ama bir defterin nefes aldığını gör mesela.
Bir şeyin başka bir şey üzerinde,
Her şey aslında her şeyin üzerinde
Öyleyse sarılmışken bu kadar birbirimize
Ben gidiyorum
Şimdi gidiyorum
Rakıya suyu ilk kez katmaya
Dünya'yı yuvarlamaya
Elektriği bulmaya
Aklı kaybetmeye
Kimse bilmezken yıldızlardan bahsetmeye
Diş ağrısından ölmeye
Küfrü keşfetmeye
Mutluyken ağlamaya
Kuruyacak bir kuyuda boğulmaya
Bütün insanlığa saplansın diye sorularım
Tarihte patlamaya
Eğer kanatlarımız yoksa
Acizliğimizdendir.
26 Ekim 2014 Pazar
22 Ekim 2014 Çarşamba
Dut
Belki aklın belki durumun kaideleri;
Hep bana mı denk geliyor müsamahalar
Doğruyla yanlışa sıkışmış fikirlerim,
Ekşiyi de koyun önüme, ne fark eder
Mendile sarılmış bir şeyler,
Unutmak için özenilmiş bir şeyler,
Bardağın masada duruşu gibi bir şeyler,
Dönüp duran ve çarpan,
Kuru bir akvaryum burası
Bal sarısı gözlük camlarıymış sebebi
O da haklı
Sevinmez insan başkalarıyla aynı görünce
Yalan kurar,
Kuramasa neye yarar?
Nerden baksak zarardayız
Uyku bile hayatımızı çalıyor.
Dut.
Hep bana mı denk geliyor müsamahalar
Doğruyla yanlışa sıkışmış fikirlerim,
Ekşiyi de koyun önüme, ne fark eder
Mendile sarılmış bir şeyler,
Unutmak için özenilmiş bir şeyler,
Bardağın masada duruşu gibi bir şeyler,
Dönüp duran ve çarpan,
Kuru bir akvaryum burası
Bal sarısı gözlük camlarıymış sebebi
O da haklı
Sevinmez insan başkalarıyla aynı görünce
Yalan kurar,
Kuramasa neye yarar?
Nerden baksak zarardayız
Uyku bile hayatımızı çalıyor.
Dut.
28 Nisan 2014 Pazartesi
Bir can vardır. Bazen adı Sadri Alışık’tır. Efil bir ses verir, sonra bütün taşlar yerine oturur. Sigaranın dumanı bıyığa sarılır, asılı kalır kaybolur gider. Ağlamak kitlesel bir eylem haline gelir. Bize yıllarca damar diye anlattıkları an olur içeri içeri dolar. Bir tutam sırrın, zamanın, vücutta durmasıyla dalan gözler gibi ferahlar bedenin. Anladım sanırsın evreni, çemberi, elindeki çizgileri, duvardaki sıcak kalan yeri, topraktaki gevrekliği. Mesela o zaman otuzlarındaysan yirmi beşinde olabilirsin. Ya da tam tersi. Rakının beyaza dönüşmesinde büyülenirsin. Güzel bir şey bu deyip ilk yudumu büyük içersin. Güzel bir şeyleri sindirmek alışkanlık yapar. Sahici ne varsa yüzüne yakın gelir. Bu sebepten sokağa çıkıp yürümeye başlarsın. Alçak basınca maruz kalmış bedenin bir İstanbul sonbaharında nemden üstündekiler etine yapışana kadar, üzeri izmaritle tükürükle donatılmış asfalt yollarda yürürken “ayağım bir şeye takılsın da neden bu kadar zamandır yere bakıyorum” diye fark edip yüzünü göğe kaldırma cesareti bulmak istersin. Çok acayiptir delikanlı nameler. Konuşurken ağzını yuvarlar, r lere vurgu yapar, yavaş başlar çabuk biter. İstisnasız içine işler. Hangi notalarsa o art arda gelenler Allah onların bin belasını versin. Durup dururken alır adamı parlak ışıkların altında yere çömeltir, isyana, zarara, ziyana, sonunda çorbaya yöneltir.
Çok uzun süre ciddiyse hayat sebebi gözlerinden silmeyi unuttuğun çapaklardır. Bir filmin sonu gibi olacaksa sonumuz ezberi unutmak en güzeli. Çiçekler ve kadınlarsa ziyana uzak olması gereken ve biraz da geceye saklanmış biraysa, o zaman ya çok dardasın çocuk ya da unuttuğun sanıp vazgeçtiğin bir ton mevzu var ardında.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)